Serbestiyet'ten hepinize merhaba. Aslında bu seriyi bu çözüm süreci meselesi ilk ortaya çıktığında başlamıştım. Yani serbest'te daha önce yayınlar yapmıştım ama böyle düzenli yayınlara.
Çünkü bu beni uzun süredir en çok heyecanlandıran Türkiye haberi diyelim. 1 Ekim'den itibaren bu süreci burada serbest ekranlarında, YouTube kanalında gelişmeler oldukça, yeni haberler geldikçe analiz etmeye çalışmıştık. şöyle bir durayım ve o diğer videolarda yorum yapan beni saflıkla, iktidar yandaşlığıyla yine kandırılmakla işte fazla iyi niyetli olmakla işte bu devirde bunlara hala inanan var mı varla suçlayan yorumculara şöyle bir selam vereyim.
Herhalde bu kadar hakkım var. Çünkü sadece olanı görmek bile Türkiye'de maalesef bedeli olan bir durum haline geldi. Yani bir şeyin olduğunu görmek, eee, bunu haber yapmak, analiz etmek, bununla ilgili donelere bakmak insanların tepki göstermesine neden olabiliyor.
Çünkü hakikatle de bir kavga var. Çünkü hakikatin bize yarayanı iyi, faydalı olanı iyi. Bize faydalı olmayan hakikat iyi değil.
Gerçek bile olsa onu bilmek, öğrenmek, takip etmek istemiyoruz ve reddediyoruz. Bu sürecin en başından itibaren tamamen siyasi saiklerle, böyle bir şeyin olmamasını isteyenlerle, böyle bir şey olsa bile hani bunun bir noktada tökezleyeceğini düşünenlerle çeşitli aşamalarda bu sürecin nasıl ilerlediğine bakarak epey bir fikri mücadele vermek zorunda kaldık aslında. Ve süreç ilerledi.
çok bir sürü badirelerle o badireleri de konuştuk burada ilerledi ve eee son yarım yüzyılın en önemli gelişmesi bence gelişmelerinin başında gelen bir gelişme yaşandı. Çünkü Türkiye'nin son yarım yüzyılında bir sürü tabii büyük olaylar oldu ama bu kadar çok insanın hayatını etkileyen, bu kadar çok insanın canını yakan, geleceğini, yaşadığı yeri değişmesine neden olan, yurt dışına gitmesine neden olan, hapse düşmesine neden olan şehit aileleri var. gaziler, korku içerisinde yaşayan aileler.
Yani dünyadaki en temel şey yaşam hakkı. Yani yaşam hakkından daha önemli hiçbir şey yok. Ve silah bir ülkede en önemli mesele.
Yani bir eğer bir ülkede çatışma varsa, silah bir mesele silah devredeyse, 50 silahlı gruplar varsa diğer bütün meseleler bunun yanında ikincildir, önemsizdir. Ve bu mesele aynı zamanda toplum yani böyle bir çete meselesi değil. Yani hani karşımızda işte bir tür toplumsal desteği olan bir silahlı örgütten eee bahsediyoruz ve bunun kadar büyük bir mesele, bunun kadar büyük bir güvenlik sorunu, bunun kadar büyük bir toplumsal barışı etkileyen bir sorun eee hiç yoktu.
Bütün Türkiye'nin siyasetini etkiledi. Bütün Türkiye'nin hukukunu etkiledi. Demokrasisini etkiledi.
Hala etkilemeye devam ediyordu. En son 2023 seçimlerinin sonuçlarını bile bence etkiledi bu meseledeki tartışmalar. O yüzden de kim ne derse desin, ne kadar küçümsemeye çalışırlarsa çalışsınlar, hani geçecek bu gündem muamelesi yaparlarsa yapsınlar, sanki başka çok daha öncelikli meselelerimiz varmış gibi davranırlarsa davransınlar.
Şu anda Türkiye yakın tarihin en önemli olay bir olayıyla karşı karşıyayız ve bunun sonuçları olumlu ya da olumsuz başarılırsa sonuna kadar gidilirse olumlu ve bir yerde tökezlerse çok olumsuz. Türkiye'yi çok uzun yıllarda etkileyecek ve şu ana kadar olan gelişmeler olumlu yönde bunun devam edeceğini gösteriyor. Yani PKK'nın kendini fesih kararından tabii bahsediyoruz.
Silahları bırakmasından, çok daha öte bir şeyden, kendini fes etmesinden ve bununla ilgili de bir kongre yapmasından, 12. kongresini bir final kongresi olarak yapmasından ve bunu gönüllü olarak yapmasından aslında bence bu sürecin en az anlaşılan ama en değerli kısmı ilk defa Türkiye'de Türkiye'de bir sürü silahlı örgütler var biliyorsunuz. Böyle sol örgütler hala daha işte Dersim dağlarında 5 kişi, işte İstanbul'da bilmem ne mahallesinde 30 kişi falan diye devam eden silahlı sol örgütler var.
Bunların hiçbiri bugüne kadar biz artık hani bu nedir silah demode bir şey bu. Biz burayı terk ediyoruz. Siyasi alanda, legal alanda siyaset yapacağız demedi.
Yani bunu demek o örgütler için çok kolay işler değil. İdeolojik olarak buna hazır değiller. İşte bir sürü mücadeleler vermişler.
Onun artık şeyine kapılmışlar. havasına, aurasına kapılmışlar. intikam hislerine kapılmışlar ve oralardan çıkmaları çok zor.
Ama PKK daha büyük bir hareket, daha toplumsal tabanı olan işte bir siyasi partisi olan dört ülkede birimleri olan bir hareket ve onlar onlar da çok aslında bu karara kolay gelmediler. Çok uzun yıllardır bu mesele konuşuluyor. Fakat örgütün çeşit yarı tanrı muamelesi yaptığı önderi, lideri Abdullah Öculan en azından 2013 yılından beri ki 90'lara kadar aslında bunun kökleri gidiyor.
2013 çözüm sürecinden beri kendi örgütüne artık bu silahın devri geçti, sivil siyasete geçin çağrısı yapıyor. Bu 2013 çözüm sürecinde başarılı olmadı Suriye meselesiyle ama bu sefer başka denklemler üst üste geldi ve örgüt e bir kongre toplayarak toplanmaz denen işte aylarca Türkiye'de Abdullah Öcalan dese ne olacak? örgüt onu dinlemez ki" diye böyle böyle bayağı büyük analistler televizyonlarda bundan bahsettiler.
Ama birazcık hani bu örgütünün içeğini bilen kendi içindeki diyalogları, oradaki o önderlik kurumunun ne anlama geldiğini birazcık fark eden insanlar bunun öyle öyle kolay bir şekilde olmayacağını söylüyorlardı zaten. ve e bu kongreyi topladığı ve iki yerde topladı. Kandil ve Zapta.
İşte birinde Murat Karayalan ve HPG denen PKK'nın askeri kanadı. Diğerinde de Kandil'de de PKK yöneticileri bulundular. İşte 200'ün üstünde delege ki onların ne delegesi olduğunu bilmiyoruz.
Tabii o kısma geleceğiz. Hani o delegelerin bir kısmı KCK yöneticileri, onlar da PKK Kongresi'nin delegeleriydi. Yani PKK'nın içinde bir şey KCK yani böyle hala propagandası yapıldığı gibi tahtalara çıkıyorlar anlatıyorlar.
İşte KCK burada duruyor, PKK burada duruyor. Ona da geleceğiz ama daha önemli yerlerden devam edelim. PKK'nın bu kongresi tabii bu aşamaya gelişinin birkaç nedeni var.
Burada çok bahsettik aslında. Böyle kısa bir tekrar eee yapar edersek bunu. Bir tanesi tabii artık bunun askeri şey olarak yani silahlı olarak Türkiye'de bir şey elde etmekin mümkün olmadığı askeri olarak PKK'ya gösterildi aslında.
Yani terörle mücadele bu kadar yıldır yapılan terörle mücadele aslında PKK'nın Türkiye'den herhangi bir şeyi silahla alamayacağı ortaya çıktı. Bu aslında çok uzun yıllardır böyleydi ama tabii hala devam ediyorlardı bunu denemeye. İşte en son hendek olayları bunun finali oldu aslında.
Yine o fendek olayları ve çözüm süreci Kürt toplumunda silahlı mücadeleye PKK'nın bu silahlı mücadelesinin onların aleyhine olduğuna ilişkin kanaatin popülerleşmesine neden oldu. Yani çünkü PKK şehirlerde isyan başlattı ve o isyanın sonunda o şehirlerin yıkımla bitti bu isyan ve eee PKK bir sürü kayıplar verdi ve hiçbir işe yaramayan eee ve büyük yıkımlara neden olan bir kör şiddetle Kürt toplumu karşılaştı. Daha artık şehirli olan, kaybedecek çok daha fazla şeyi olan, işte daha çekirdek ailelerde yaşayan, çocuklarını okutmak isteyen, orta sınıflaşan bir toplum için bunlar ağır yükler haline gelmeye başladı.
Tam aynı paralelinde yine çözüm sürecinin etkisiyle, çözüm sürecinde açılan alanın etkisiyle Kürt siyasetinin ilk defa bir Türkiye siyaseti haline gelmesi, popülerleşmesi işte Selahattin Demirtaş figürü özellikle çerçevesinde %13'lere kadar oyunu çıkarabilen, işte bütün ana akımda, medyada görünebilen, temsil edilebilen, farklı kesimlerle insanların içinde yer alabildiği güçlü bir siyasi partiye ve bir anahtar partiye dönüşmesi. Yani 2015 seçimlerinden itibaren işte mecliste büyük bir grubu olan iktidar belirleyebilecek, koalisyon kurabilecek koalisyon görüşmeleri AK Parti bile koalisyon görüşmesi yapmıştı hatırlarsanız o zamanlar. Eee 2015'te AK Parti 7 Haziran'dan sonra çoğunluğu kaybedince ardından bütün diğer seçimlerde de kime oy verecekleri meselesinin eee önemli hale geldiği bir Türk Kingmeraker pozisyonuna gelmiş.
İşte yerel seçimlerde önemli bir aktör haline gelmiş. Büyükşehirlerdeki Kürt nüfusu sayesinde bir büyük siyasal ve demografik güç haline geldi Kürtler. Ve artık hep bir Kürt siyasetinden, HDP'den, Demirtaş'tan bahsede geldik.
Yani PKK aslında o anlamda da eee gündemden düşmüştü. Bu da tabii o değişen Kürt sosyolojisinin aslında bir yol alternatif mücadele alanı olarak siyaseti de artık daha güçlü bir yol olarak görmesine neden oldu. Bu da bunun üzerine bindi.
Geriye kaldı bir uluslararası konjonktür. Tabii böyle bir örgütün Türkiye'ye karşı işte böyle silahlı bir mücadele veren bir örgütün tabii uluslararası desteğe ihtiyacı var. Bu da 7 Ekim Gazze savaşı, Gazze katliamı diyelimle ve ardından İsrail'in Hizbullah ve İran'a yönelik bölgeden onları püskürttüğü aslında Hizbullah'ı Lübnan'da yok ettiği diyebiliriz.
bir işte karşı saldırısında etkisiyle İran'ın bölgedeki nüfusun azalması hemen ardından da eee Esad'ın devrilmesi üstüste geldi ve bu tamamen bölgedeki 2013'te çözüm sürecinin çökmesi neden olan denklemi tamamen bozdu. PKK açısından Rojova çok böyle hayati bir tutunan bir daldı. İlk defa bir toprak parçaları olmuştu.
İşte orada böyle bir askeri güç elde ettiler. Bir bir bölgeyi yönetmeye başladılar. işte Amerika'yla ve Rusya'yla müttefik haline geldiler çeşitli meselelerde işte IŞİD mücadele, IŞİD'le mücadele meselesinde.
Fakat İran aradan çekilince sonra Esad devrilince çünkü Esad onlara o bölgeyi İran ve Esad verdi aslında. Rusya'da Suriye'yi terk edince, Amerika'da da Trump gelince, o da Suriye'den çekilme takvimini başlatınca, düğmeye basınca ve Şam'da Türkiye yanlısı bir eee yönetim, muhaliflerin eee yönetimi kurulunca oradaki o durumun da aynı şekilde sürdürülebilir olması da artık mümkün olmadı. Ve bu da PKK'nın bu denklemle Türkiye'ye karşı başka ülkelerin desteği denklemini eee yitirmesine neden oldu ve onlar için de çözüm süreci Türkiye'den Öcalan'ın çağrısı bir tür kurtarıcı ip haline geldi aslında.
Şimdi son duruma bakalım. böyle küçük bir özet yaptıktan sonra tabii ki hani askeri olarak Türkiye'nin işte teknolojisi yani askeri teknolojinin İHAlar, Sihalar bunlar böyle bir dağlarda dolaşan gerilla örgütünün artık herhangi bir şey yapmasına izin vermeyecek boyutlara geldi ve dünyanın pek çok noktasında da artık böyle bir silahlı örgüt anlayışı aslında demode ve sürdürülemez hale geldi. Zaten 90'lardan beridir de soğuk savaşın bitmesinden beri zaten bu Avrupa'da özellikle işte Etalar, İralar eee bunlar eee zaten bitirilmişti.
Hem müzakere hem mücadelelerle işte Filipinler bitirdi. Kolombiya anlaşmayla bitirdi. Eee Türkiye aslında çok geç kaldı.
Bu böyle bir işte demokratik bir ülke böyle bir silahlı örgütle beraber çok fazla yaşadı aslında. Yani hani bugün niye bitiyor diye bir soru var aslında. Niye bitmemişti diye bir soru olması lazım.
O yüzden de bütün bu biraz önce saydığım denklemler son uluslararası konjonktür denklemiyle de bir araya gelince artık bunun için eşref vakti geldi ve devletin açılım yapması, cesur bir açılım yapması, Devlet Bahçeli'nin bu açılıma destek vermesi e tabii eee bu işin en sihirli anahtarı oldu. Öcalan'ın kararlılığı, çok kararlı bir şekilde bu mesajını vermesi, en son PKK'nın işte gelsin burada konuşsun şeyine karşı bile hani bunlara gerek yok şeklinde eee bu talepleri bile geri çeviren işte kendisinin oradan çıkarılmasıyla ilgili ben buradan gitmek istemiyorum diyen falan böyle bir kararlılıkla bu işi götürmesi PKK'nın da bu fikre kafasının artık bir noktada başka bir alternatif de kalmayınca yatmasıyla bu fesih meselesine geldik. Şimdi son duruma şöyle bir bakalım.
Sonra biraz tartışmalara da bakalım. Yavaş yavaş toparlayalım. Son durumda aslında çok ilginç bir şekilde bu çözüm sürecinde teşekkür etmemiz gereken birisi var.
O da Suudi Velihat Prensi Muhammed Bin Selman. Çözüm sürecine tam olarak bilmiyoruz ama bayağı 1 milyar dolarlık bir destek paketiyle destek vermiş oldu farkında olmadan belki de. Nasıl yaptı bunu?
Muhammed bin Salman e biliyorsunuz Trump'ı ağırladı. Trump ilk yurt dışı gezisini Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirliklerini yaptı. Niye oralara gitti?
Çünkü bunlar zengin ülkeler. Trump da bir iş adamı ve eee para peşinde, anlaşmalar peşinde. Peki Suudi Arabistan bunu ne için kullandı?
Hani Trump'a yüklü bir Trump'tan yüklü bir alışveriş yaptı. Epeyce bir para döktü yoluna ve onu bir kürsüye çıkardılar ve eee Trump orada neyin sözünü verdi? Suriye'deki yaptırımları kaldırma sözünü verdi.
Ve eee işte prens Muhammed bin Selman Vat Prens ayağa kalkarak Trump'ın bu jestini eee alkışladı. Daha sonra daha da ileri gittiler. Ahmet Eşara, Suriye Cumhurbaşkanı.
Riyad geldi. Trump, Muhammed bin Salman, Eşara ve Erdoğan arasında önce bir telekonferans üzerinden bir görüşme oldu. Daha sonra üçü Salman, Şahara ve Trump bir araya geldi.
Trump Şahara ile el sıkıştı. birlikte gülümseyerek poz verdi. Genç adam olduğunu bile söyledi.
Böylece ne yapmış oldu aslında Muhammed Bin Salman ve Cumhurbaşkanı Erdoğan tabii onu da Trump biliyorsunuz dedi ki Cumhurbaşkanı Erdoğan da beni aradı ve benzer şeyler benden istedi. Suriye'deki yaptırımları kaldırılması için ki bu beklenmiyordu. Çünkü Trump'ın etrafında pro İsrail bir ekip var ve İsrail biliyorsunuz Suriye'nin istikrarsız olmasını istiyor.
Şu anki yönetimden hiç memnun değil. Türkiye'de böyle bir sürü komplatörleri şey yapıldı. İşte İsrail devirdi, Esad'ı, işte Hatşe'in arkasında İsrail var gibi bir sürü böyle biliyorsunuz aylarca bu söylendi.
Özellikle böyle İran'a yakın çevreler, sol çevreler böyle bir tezle e Esad'ın devrilmesinin yasını böyle tuttular. Ama aslında İsrail hiç de böyle İslamcı bir iktidarın Şam'da işte eski terörist İslamcı cihatçıların Suriye'yi denetimlemesine memnun değil. Ve Suriye'yi daha önce hiç Esad'a yapmadığı şekilde aylarca vurdu.
Bütün savaş şeylerini, büyük savaş imkanlarını, havalimanlarını vurdu. İstikrarsızlaştırmak için her şeyi yaptı. Dürzilere vaatlerde bulundu.
Hatta Kürtlere destek vereceğiz dedi falan. Yani Suriye'yi karıştırdı ve Amerika'yı da Suriye yaptırımlarının kaldırılmama konusunda orada lobisini bu şekilde yaptı. Özellikle Trump çevresindeki Trump'ın güvenlik kabinesindeki pek çok isim de aslında bu fikirdeydi.
Mesela şu anda bütün istihbaratın başında olan Tusi Gabart eskiden gidip Esad'la görüşmüş olan böyle Rusya İran çizgisine yakın en büyük tehlike olarak cihatçıları ve İslamcıları gören biri. Şu anda bütün Amerikan istihbaratının, bütün kurumlarının, cı'in, şunun bunun hepsinin başında. Bütün bunlara rağmen, bütün bu isimlere rağmen Trump ne yaptı?
Yaptırımları kaldırdı. Nasıl yaptı bunu? Prens Salman bir çeşit onu satın aldı.
Neyse ki satın alınabilen Amerikan başkanları var. Nasıl İsrail lobisi para alıyor işte cumhuriyetçilere, demokratlara istediğini yaptırıyor. Nihayet Körfez ülkeleri de buna uyandılar ve para basarak Amerikan başkanlarına istediklerini yaptırma gibi bir noktaya geldiler.
Bir çeşit lobicilik sayılabilir bu ve bu hayırlı bir iş için kullanıldı ve bize de çok hayrı dokundu. Neden? Kısaca hemen özetleyelim.
Ahmet Eşaran'nın yani yeni Şam'daki yeni yönetimin yaptırım tehdidinden kurtulması yani çün yaptırımlar yüzünden ülkeye para gelemiyor. Yani bankadan para akışı yapılamıyor. Çünkü Amerika bu sistemin başında Amerika var.
Hani Suudi Arabistan Suriye'ye para göndermek istese bankalar üzerinden gönderemiyor. Ya da Türkiye göndermek istese, Katar göndermek istese onu bile yapamıyorlar. Hiçbir petrol alamıyor, silah alamıyor, herhangi bir şey alamıyor, elektrik alamıyor.
Tamamen felç hale getiriyor Amerikan yaptırımları. Ve bu da aslında Esad yapılmış bir yaptırım biliyorsunuz bu yaptırımlar aslında ama devam ettirildi. İstikrarlı bir Suriye demek, istikrarlı bir Şam demek.
Suriye'deki diğer grupların, Dürzilerin, Kürtlerin, Alevilerin yani böyle biz burada var olabilecek miyiz? Bunlar kalıcı mı? Dünya ne diyor diye düşünen grupların kafasını netleştirecek bir şey bu.
Yaptırımların kaldırılması ve Trump'la verilen opoz yani. Evet. Artık dünya Ahmet Eşara'yı bu yönetimi, Şam'daki bu yönetimi kabul ediyor.
Meşru görüyor. İşte Macron Elizarayında ağırladı Ahmet Eşşara'yı ki Fransa, Elkaide, IŞİD bu örgütlerin en çok terör saldırısı yaptığı ülke. Yani böyle bir geçmişi olmasına rağmen bunu yaptı.
Amerika keza öyle zaten. Demek ki Batı bu yönetimin arkasında. O zaman biz de başka hani Amerika'ya güvenemeyiz.
Yani Amerika öyle yaptığına göre İsrail de bizim arkamızda durmaz. O halde biz bu yönetimle beraber çalışmalıyız fikri güçlendirdi. Bu da ne anlama geliyor aslında?
SDG'nin Rojeva bölgesinin Şam yönetimiyle olan entegrasyonunu hızlandıracak bir haber bu. Çünkü güçlü bir Şam artık orada olacağı ve dünya tarafından da kabul edildiği kesin olan bir yönetim SDG Mazlum Kobani için de şu demek. Bu yönetimle anlaşmak zorundayız.
Yani bir şekilde kendi şeylerimize gözeterek tabii ki yani onların da batıda onların haklarını koruyan bir hassasiyet de var ama entegrasyon sağlama. Entegrasyon sağlaması ne demek? Türkiye'nin çözüm sürecindeki en kritik kısım olan Suriye'de YPG ne olacak gibi hani şu anda tartışılan haklı olarak tartışılan meselenin daha hızlı hall olmasına neden olacak bu.
Yani orada iki ordu olamaz artık bir ülkede. Yani bir entegrasyon olacaksa o ülkede iki tane ordu olamaz. O ordu, tek ordu içerisinde çeşitli birimler olabilir.
İşte Dürcülerle mesela öyle çözdüler. Dürcüler polis gücü gibi kendi bölgelerinde olacaklar. Askeri güç olarak bile olacaklar.
Buna benzer formüllerle. Ama Suriye yönetimine bağlı böyle çok federasyona da kapalı bir yapı. Özerk belki hani bizim Türkiye'deki gibi olmak zorunda değil.
Yani hani üniter devlet olmak zorunda değil ama hani eğitimde Kürtçe kullanılabilecek belki hani böyle hakların olduğu yönetim bir model ama eee daha entegre bir model kurulacak ve bu da aslında Türkiye'deki çözüm sürecinin önündeki en temel engellerden birinin de hall olmasına edinir. O yüzden buradan Suudi Arabistan'a teşekkür edelim. Gelek SPAS Suudi Arabistan'ın parası ilk defa hayırlı bir işe yaradı.
Türkiye'nin de işine yaradı. Türkiye'deki barışa hizmet etti. Bu en önemli gelişmelerden biriydi tabii.
Yani işte Amerika'yla Türkiye'nin bu kadar yakın olması, Rusya'yla Türkiye'nin yakın olması, Putin'in aklına işte İstanbul'un hep gelmesi çözüm için falan. Bunlar da eee bölgede eee başka ülkelerin mesela PKK'yı Türkiye aleyhine kullanma ya da cesaretlendirme ya da başka şeyler yaptırma gibi birtım heveslere girmeyeceğinin de garantisi oldu. Hani PKK'lılar gözünde de hani Türkiye'nin hani bu dünya sisteminde önemli güçlü büyük ülkelerle birlikte hareket eden yıkıldı yıkılacak çöktü çökecek bir ülke olmadığında onları da göstermiş oldu.
Bu iyi haberler kısmı hem Suriye için hem de Türkiye için iyi haberler. Çünkü Suriye'nin kaderiyle Türkiye'nin kaderi birbirine kenetlenmiş durumda. Çözüm anlamında işte Suriyelilerin tekrar geri anlamında hepsi bizim bütün hayatımızı etkileyen bir meseleye dönüştürme Suriye meselesi.
Kısım bu. Peki Türkiye'de bu 50 yılın en flaş haberi nasıl karşılandı? Gerçekten aslında kamuoyunun büyük bir kısmı memnun memnun bundan.
Çünkü bundan memnun olmamak çok zor. Yani PKK kendi isteğiyle kendini fes ediyor, silah bırakıyor. E ne diyeceksin buna?
Yani bırakma, bırakma, biraz daha savaşalım mı diyeceksin. Yani bırakıyor işte yani kendisi bırakıyor. Kendini fes ediyor.
Diyor ki artık buna gerek yok. Yani bunun modası geçti, anlamlı kalmadı. Biz sivil siyasete geçeceğiz diyor.
Buna karşı çıkmak kolay değil. O yüzden ne bulundu karşı çıkmak için? PKK'nın kendini fesettiği veda Kongresi'ndeki örgütün tarihinin anlatıldığı eee bir uzun metin böyle metin analizine boğulduk bir haftadır.
Yani eyleme değil de makaleye, bildiriye eee bakılıyor. Yani önemli olan burada eylemler. Yani bir örgüt kendini fes ediyor.
Burada metin analizi yapmak. Bu bir kongre sonuç bildirisi. Yani bir anlaşma metni değil.
Yani Türkiye ile PKK arasında bir anlaşma metni imzalanmıyor. Hani şey diyorlar ya devlet hemen itiraz etmeli, şerh koymalı. PKK Kongresi'ne devlet nasıl şerh koysun ya?
Ne yani PKK Kongresi'ni beraber yapmıyoruz. Kendileri yapıyor. Kendini fes ediyor.
Kendini fesediyor. Bu da onlar için çok ağır bir karar. Yani kendi kamuoyüleri açısından açıklamaları gerekiyor.
Yani ne bir sürü 100 bindden fazla insan PKK cephesine sadece öldü, yaralandı, hapse girdi. Bu mesele yüzünden. 100.
000den fazla insandan bahsediyoruz. anlatması lazım. Yani 50 yıl niye bunu böyle yaptı ve şimdi neden kendini fes ediyor ve neden silah bırakıyor?
E buna tepki gösterenler de var. Yani böyle örgütlerde sonuna kadar devam etmek isteyen, son ferde kadar çatışmak isteyen, işte ölümüne davamıza devam etmeliyiz diyen çok sayıda insanın olduğunu tahmin etmek zor değil. Zaten böyle sesler de kenardan köşeden çıkıyordu.
Fakat hani şey olarak eee çıkmadı. Yani mesela 1999'da Abdullah Öcalan yakalandıktan sonra Türkiye'den çekilin talimat verdiğinde o zamanın Dersim eyaleti komutanı çekilmiyoruz biz dedi. Biz savaşmaya devam edeceğiz dedi ve çekilmedi.
Ona isyan etti. Eee Hameli Yıldırım adı şu anda Abdullah Öcalan'la İmralı'da beraber kalıyorlar ve PKK'ya birlikte silah bırakma çağrısı yaptılar. Abdullah'ın hemen yanında oturuyordu o.
ya da 2003'te PKK, 2004'te PKK 1999'dan 2004'e kadar 5 yıl PKK kendini Türkiye'den çekti. Abdullah'ın talimatıyla PKK'yı lağ etti ve ateşkes ilan etti Türkiye'ye karşı. Ve o yüzden 1999'dan 2004'e kadar olan rakamlar işte şehit sayısı, sivil kayıp sayısı çok çok düşüktür.
Sebebi budur. Yani PKK Türkiye'den çekildi ve Türkiye'ye karşı bir çatışmaya girmedi. Bu yüzden o sayılar o kadar düşüktür.
Fakat 2004'te, 2003'te Irak işgalinin yarattığı imkanlardan istifade ederek Kandil'e yerleştiler. Çünkü bir otorite boşluğu oluştu. Müthiş bir silah pazarı ortaya çıktı Saddam devrilince ve bunun için savaşa tekrar dönmeye karar verdiler.
2004'te Abdullah Öcalan'ın talimatıyla bir kongre toplandı. Yine e Kandil'de ama Abdullal'ın kardeşinin başında olduğu, Osman Hocalı'nın başında olduğu bir grup PKK'lı buna karşı çıktılar ve onlar itiraz edip 1000 kişi Kandil Dağ'ı terk ettiler. Erbil, Süleymaniye'ye falan yerleştiler.
Mesela böyle bir isyan oldu orada. Fakat bu sefer öyle bir isyan olmadı. Herkes bunu e kabul etti ve bu kongre eee kararı oy birliği ile çıktı.
Peki burada kendi kamuoylarına sesleniyorlar tabii o bildiriyi esas olarak kendi işte örgütüne, örgütün mensuplarına işte asas orada okunuyor zaten yani hani örgüt o kongrenin bir sonuç bildirgesi bu. Ama unuttukları bir şey var. Bütün Türkiye o kongre bildirisini bekliyordu ve ilk defa bütün Türkiye eee PKK bildirisi okudu.
Hani suçsa milyonlarca insan aynı anda bu suçu işledi. Ve tabii ilk defa böyle bir bildirirle karşılaşan insanlar şaşkınlık yaşadılar. Aa bak bunlar terör örgütüymüş.
E yani onlar zaten az önce Türkiye'yi bölmeye çalışıyorlardı zaten. Yani saldırıyorlardı işte dronelarla. En son oradaki kontrol noktalarına saldırıyorlardı yani.
Evet. Onlar başka bir dünyası var. İmha, soykırım böyle kelimeler kullanıyorlar.
Ama bu onların final kongresi ve bu bildiri de aslında Türkiye kamuoyuna değil kendi kamuoylarına hitap eden eee bir kongre sonuç bildirisi. Ama Türkiye tabii bunu okuyunca insanlar tabii oradaki pek çok noktaya takıldılar ve çok tepkiler yükseldi bununla ilgili. Şimdi esas mesele Lozan.
PKK Lozan'ı reddediyor. PKK zaten Türkiye'yi bölmeye çalışıyordu. Yani Lozan'ı reddetmeyi bırakın.
Türkiye'yi bölmek üzere kurulmuş bir terör örgütü PKK. Yani PKK ile Lozan tartışması yapmak bayağı çözüm süreci ileri bir aşama olabilir. PKK böyle bir örgüt değil.
Yani hani Lozan tabii ki onların bambaşka bir tarih okuması var. O yüzden zaten dağa çıkmışlar işte Türkiye'ye karşı savaş açmışlar. Eee, o yüzden hani PKK Lozan'ı kabul etmiyor şaşkınlığı biraz tabii yani bir çeşit normalleşme olabilir.
Yani PKK'yla böyle şey yapmak, fikir mücadelesi vermek, hani Lozan'ı nasıl reddedersin sen demek bir tür ileri aşama olabilir. Fakat hani burada burada bir red de yok aslında. Yani diyor ki aslında 1973'te Ankara'da Tuzlu Çayır'da işte Abdullah Öcalan o zaman siyasal öğrencisi onun ve çevresindeki bir grubun işte Çubuk Barajı kenarında işte çeşitli toplantılarda başlattığı o yüzden 52 yıl diyenler de var.
Sonra 1978'de Diyarbakır'ın FIS köyünde PKK adıyla bir parti olarak kurulan bir örgütten bahsediyoruz. Yani bir yarım asırlık bir tarihten bahsediyoruz. Ve bu da onun final kongresi, 12.
kongresi. Birazdan onun neden 12 olduğunu söyleyeceğiz. Çünkü birincisi FIS Kongresi.
1978'deki bu 11, diğer 11 kongrenin hepsi de PKK kongreleriydi ve buralar buralarda başka önemli kararlar da almışlardı. E bunun bir muhasebesi yapılıyor. Yani biz neden çıktık ve neden bu örgütü kurduk?
Neden bu silahlı mücadele başladığının bir hikayesi anlatılıyor. Uzun bir hikaye anlatılıyor. Benim beklentimden daha kısa aslında.
Normalde böyle bir PKK bildirisinin hani böyle bir destan gibi olması yani böyle Manas Destanı gibi şey bekliyordum ben. Hani uzun uzun bitmeyen bir hikaye ama herhalde öyle bir versiyon da çıkacaktır. Bu daha kısa bir versiyonu.
Diyor ki PKK kaynağını Lozan anlaşması ve 1924 anayasasının alan Kürt inkar ve imha siyasetine karşı halkımızın özgürlük hareketi olarak tarih sahnesine çıktı diyor. Böyle başlıyor. sonrasında işte doğuşunda reel sosyalizm etkilerini yaşadığı, işte ulusların kendi kaderini tayin hakkındak isim benimsedi falan gibi devam ediyor.
Lozan Anlaşması, 1924 anayasası ve Şeyh Said isyanı. Aslında normalde Şeyh Said isyanından da bahsedilir ama herhalde Şeyh Said'i bir kendilerinin rengi noktası olarak göstermek istemiyorlar. Kendi tarihlerinde.
Lozan Anlaşması ve 1924 anayesini söylüyorlar. Bu Türkiye'de Kürt meselesi üzerine yazılmış herhangi bir metinde bu tarihlere e bu Kürt meselesinin Cumhuriyet tarihinde başlangıç anların olarak bunlarla bahsedilir. Yani ilk belki hani bu meseleye uzak olan insanlar bunu daha önce duymamış olabilirler ama böyle bahsedilir.
Neden? Çünkü Lozan Antlaşmasıyla aslında Kürtler açısından şu anlama geliyor. Lozan Antlaşması iki anlamı var.
Bir tanesi Kürtlerin artık üç farklı ülkede yaşayacağı anlamına geliyor. Daha önce Kürtler, Suriye, Irak ve Türkiye'deki Kürtler Osmanlı yönetiminde 1923'e kadar 24'e kadar böyleydi. Bu tek ülkede yaşıyorlardı.
Fakat Lozan anlaşmasıyla Türkiye'nin sınırları uluslararası olarak netleşince ve Irak'taki Kürtler, Musul eyaleti Irak ülkesinde kalınca, Suriye'deki Kürtler de Suriye'de kalınca Kürtler aslında bir de İran'daki Kürtler var ama onlar zaten oradaydı. Yani onlar hep farklı bir eee kültür ve coğrafyada yaşadılar. Fakat bu üç ülkedeki Kürtlerin bölündüğü tarih aslında yani Kürtlerin üç ülkede bölünme tarihi aslında Lozan sonuç itibariyle aslında Türkiye bunun olmaması için mücadele verdi.
Musul için özellikle İsmet Paşa Lozan'da Lozan'a zaten ben Türkler ve Kürtler adına geliyorum dedi. İşte bizim Kürt meclisimizde Kürtler var dedi. Musul'da Kürtler o yüzden bizim kardeşimizdir.
Biz onlarla aynı toplumuz. O yüzden Musul bizim olmalıdır. Bu tezi ileri sürdü.
Ama Lord Cruzon bu teze karşı başka tezlerle eee geldi. İşte Türkiye'de Kürtlerin durumuyla ilgili işte nüfuslar ortaya döküldü. İşte Kürtler Türkiye'de temsil ediliyor mu edilmiyor mu tartışmaları yaşandı ve bir ilk defa bir Kürt meselesi tartışıldı Lozan'da ve günün sonunda Musul İngiliz himayesindeki Irak'ta kaldı.
Tabii petrol meselesi falan bunlar tabii etkiliydi. Türkiye'ye vermediler. Bu yüzden eee büyük bir Kürt nüfusu Irak'ta kalmış oldu ve köyler bölündü, şehirler bölündü.
İşte Suriye'nin önü, arkası, üstüe Türkiye'ye ait olan altta Kürt köyleri olan şimdi kasabalar olan, şehirler olan yerler kuruldu. Yani Kürtlerin hayatı bölünmüş oldu aslında bu şeyle. O anlamda bir hikaye.
Bir Kürtler açısından böyle bir anlamı var. İkincisi de 1921'den sonra İstiklal Harbinden sonra harbi ile beraber aslında . Dünya Savaşı ile beraber aslında .
Dünya Savaşı'nda Kürtler tabii ki Osmanlıın işte Müslüman bir unsuru olarak . Dünya Savaşı'nda Türkler, Kürtler hatta Arapların bir kısmı hep beraber savaştılar. Çanakkale Savaşı'nda savaştılar.
Daha sonra şimdi mesela bu lozan tartışmalarında bazıları şeyden bahsediyor. İşte Lozan hatta bir komutan şey dedi aslında Lozan yerine Sevr yazmışlar da sonra silmişler nereden? PKK Kongresinden kulis alabilen e emekli paşalarımız var.
Aslında Sevri amaç Sevrada falan diye bir de bir Sevr çıktı. Hiçbir yerde Sevri geçmezken aslında Kürtler açısından Sevr iyi bir şey değil. Onun bile farkında değiller.
Görüldüğü gibi Sevr'de bir Kürt devleti yok. O bölge Ermenistan oluyor. İngiliz yönetimi var, Fransız yönetimi var.
Ermenistan var. Kürtler bu Ermenistan'a veriliyor bir kısmı çoğunluğu. Bir kısmı İngiliz yönetimine, bir kısmı Fransız yönetimine veriliyordu.
İşte sonra oralarda işte yerel yönetimler, Kürt yönetimleri kurulacak. İsterlerse orada referandum yapacaklar ve kabul ederlerse orada bir Kürt devleti yapılacak gibi. Buraya gelen bir takım maddelerde böyle şeyler yazılıyor.
Ama esas haritada yani Sevr haritası dediğimiz şeyde bir Kürdistan yok. Zaten bu yüzden Kürtler İstiklal Harbinde bu Sevre karşı Türklerle beraber savaş verdiler. Yani Sevr çünkü Kürtlerin esas büyük topraklarını Ermenilere veriyordu.
Ermenistan kuruluyordu yani orada. E buna karşı da birlikte hilafet için İslam eee bayrağı altında mücadele verdiler Türkler ve Kürtler. ve 1921 anayasasında da eee daha doğrusu teşkilat esasiyesinde de bu birliktelik gözetildi ve bütün 1.
Mecliste aslında bu birliktelik gözetildi. Atatürk'ün Türkiyeli laflarının geçtiği işte Türk Kürt Laz Çerkezleri saydığı eee konuşmalar var mesela Atatürk'ün bu Musul tartışmaları sırasında yani Musul işte Kürtler, Türkler bizim olmalıizde de aslında biz de bizim toplumumuz da Türkler ve Kürtlerden oluşuyor. Musul'da işte Kürtler çoğunlukta orası Türkiye'ye ait olmalı tezi.
Eee, Türkiye bu tezi işlerken biliyorsunuz İzmit'te bir gazetecilerle eee, buluştu bir grup gazeteciyle ve mesela şöyle şeyler var. İşte bizim diyor teşkilat Esasiye Kanunu gereğince yani 1921 anayasası gereğince zaten bir tür mahalli muhtariyetler teşekkül edecektir. O halde hangi Livanın ahalisi Kürt ise onlar kendi kendilerini muhtar olarak idare edeceklerdir.
Bundan başka Türkiye'nin halkı söz konusu olurken onları da beraber ifade lazımdır diye devam eden eee böyle Kürtlerin çok atıf yaptığı şimdi Türkiye Büyük Mönelcisi hem Kürtlerin hem de Türklerin salahiyat sahibi vekillerinden meydana gelmiştir. Bu iki unsur bütün menfaatlerin mukadderatlarını birleştirmiştir diye devam eden Lozan anlaşmasıı da hedef alan aslında hani Lozan Anlaşmasıaki o fikri mücadeleyi Musul'la ilgili verilen fikri mücadelede de bir koz olarak da okunabilecek böyle açıklamaları vardı İsmet Paşa'nın yine tabii ben eee Kürtler ve Türkleri temsilen buradayım gibi işte eee Lozan'daki mesela ne diyor? Biz Lozan'da konuşmalarımızı milli davamızı biz Türkler ve Kürtler diye bir millet olarak müdafaa ettik ve kabul ettirdik diye devam eden İsmet Paşa'nın da konuşmaları var yani.
Fakat sonra ne oluyor? eee, Lozan eee, kabul ediliyor ve 1924'te, eee, bu Teşkilat Esasiye Kanunundaki işte çeşitli muhtariyetler veren yerel yönetimlere bundan vazgeçiliyor ve işte işte devletin resmi dili Türkçedir gibi devam eden başka hani yönetim biçimine geçiliyor. Tabii Kürtler bunu daha sonra Şeyh Sait ayaklanması, Takri sükun kanunu ve ardından yaşananlardan sonra bunu işte kendilerine verilen sözün tutulmaması olarak okuyorlar ve Kürt sorunu da buradan başlatıyorlar.
Fakat bu işte tarihte yaşanmış, bitmiş bir an artık bu. Yani bu bir yani intikam alınacak bir şey değil. Baktığınız zaman mesela AK Parti'nin geldiği gelenekte hatta Cumhurbaşkanı geçen senelerde bile Lozan Anlaşması'a işte bir sürü tavizler verildiğini işte Musul'un verildiğini, adaların verildiğini, işte bunun tekrar gözden geçirilmesi gerektiğini falan söyledi.
Y onlar da Lozanı eleştiriyorlar. AK Parti 22 yıldır iktidardı. Lozan değişti mi?
Değişebilir mi? Lozan'ı nasıl değiştirebilirsin? Lozan'ın anlaşmanın altında Japonya'nın bile imzası var.
Yani Kürt PKK'nın yok tabii ki. Yani Lozan yıkılabilecek bir şey değil ama bir eleştiri olarak bu söylenebilir. Silah bırakan bir örgüt Kürt sorununu işte biz buralardan başladı bu mesele diye anlatabilir.
Bunda işte bunlar silah bırakıyor ama Türkiye'yi bölecekler, ulus devleti bölecekler noktasına nasıl gelindiğini gerçekten anlamak çok güç. Yani silahlıyken Lozan'ı yıkamayan bir örgütün silahsızken, Lozan gibi hani Türkiye'nin hani uluslararası alanda işte meşru bir devlet olarak tanındığı bir anlaşmayı bozabileceğini, yıkabileceğini düşünmek gerçekten bir evham olabilir. Ancak bir paronay olabilir.
Ama gerçek bir endişe olamaz bu. Yani bir sürü endişe olabilir bu süreçle ilgili. Tabii ki 50 yıllık bir mesele çözülüyor.
İnsanların hani nasıl oldu bu? Ne olacak bundan sonra? Nereye gidilecek?
Bütün bu endişelerin hepsi çok meşru. Hani insanlarımın eleştirmesi de meşru. Fakat yani takılacak şey Lozan olamaz yani hani ve bağlamı da belli.
Ve çok ilginç aslında. İkinci bir yer daha var Lozan'la ilgili bu şeyde PKK'nın sonuç bildirgesinde. Burada diyor ki APO Türk Kürt ilişkilerinin sorunsallaştığı Lozan anlaşmasıı ve 1924 anayasasının öncesi referans alarak yani 1921 anayasasını ortak vatan Türk ve Kürt halklarının kurucu öü olduğu Demokratik Türkiye Cumhuriyeti perspektifini ve demokratik ulus anlayışını Kürt sorun çözüm çerçevesi olarak benimsedi diyor.
Yani ortak vatan Türk Kürt halklarının kurucu olduğu demokratik Türkiye Cumhuriyeti perspektifi demokratik ulus anlayışı yani karşımızda silah bırakan aslında şöyle diyelim 1978'de Birleşik Sosyalist Kürdistan kurmak için silahlı mücadeleye başlamış bir örgüt 47 yıl sonra ortak vatan silah bırakırken, silah bırakırken ve kendini fesederken ortak vatan noktasına gelmiş Türk Kürt halklarının kurucu öy olduğu Demokratik Türkiye Cumhuriyeti perspektifini bir çözüm olarak savunuyor. Yani Türkiye'nin bütünlüğü içerisinde bir işte eşitlik mücadelesi veren bir siyasi hareket olmayı kabul ediyor. Esas mesele bu.
Yani esas büyük kazanım, esas sevinilmesi gereken şey bu. Hatta bildirinin bir noktasında diyor ki, bu da çok enteresan. Hepimiz PKK bildirisi okumaktan bir 10 yıl sonra hapse atılabiliriz.
Yani o kadar çok didik dedik edildi ki Türkiye'de bu. Neyse herkes yaptığı için herhalde başımıza bir şey gelmez. diyor ki Türkiye'nin sol sosyalist devrimci yapılarına da buna sahip çıkın diyor.
Son sözler yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği ve tam bağımsız Türkiye olan büyük devrimciler amaçlarını başarmak anlamına gelecektir diyor. Bu çözümü başarırsak diyor PKK yaşasın tam bağımsız Türkiye diyor. Yani 1978'de Türkiye'ye böleceğiz Kürdistan kuracağız dört ülkede diye ortaya çıkmış bir örgüt 47 yıl sonra yaşasın bağımsız Türkiye noktasına gelmiş.
Manşet bu. Bu manşette kalmak lazım. Gerisi hani endişeler olabilir ama yani silahsız bir örgütün Lozan'ı yıkacağı işte 1921 anayasasına geri döneceği, 1921 teşkilatı Esasiye Kanununa geri dönmek ne demek?
Yani bir de şey de çok komik ya. 1924 anayasası, 1921 anayasasında AK Parti'de laiklik olmadığı için orayı seviyormuş. Kürtler de muhtariyet olduğu için seviyormuş.
Bu burada birleşmişler. 1924 anayasası laiklik mi var? 1924 anayasasında da devletin dini İslam 2.
madde. 1928'e kadar böyle. Bu 1937'de laiklik e giriyor.
Bunu da küçük bir bilgi olarak özellikle cumhuriyetçilere iletelim. Aslında şey, Lozan'la ilgili de çok fazla şey eee bilinmiyor. Yani Lozan işte bizim kurucu belgemizdir denen Lozan da çok az bilinen bir şey.
Bir kere 1921 anayasası da öyle. Yani 1921 anayasasıyla Cumhuriyet ilan edeceğiz. Yani kurucu anayasamız aslında 1921 anayasası.
1924 değil. O yüzden 1921 anayasası böyle bir kötülükler kaynağı gibi bir şey olarak bunu anlatmak falan çok tuhaf gerçekten. Yani Atatürk'ün Cumhuriyeti kurduğu anayasa 1921 anayasası.
Her neyse Lozan'da da aslında Lozan da böyle işte Lozan, Lozan, Lozan da Lozan. E Lozan'ın mesela hiç uygulanmayan bir maddesi var mesela 39. madde eğer konuşulacaksa hani neyi konuşuyoruz Lozan onu da anlamış değilim ama hani konuşulacaksa eğer mesela şöyle bir madde var Lozan'da deniyor ki herhangi bir Türk yurttaşının gerek özel ya da ticaret ilişkilerinde gerek din, basın ya da her türlü yayın konusunda ve gerek toplantılarda herhangi bir dili serbestçe kullanmasına karşı hiçbir sınır konulmayacaktır.
Resmi dilin varlığı kuşkusuz olmakla birlikte Türkçeden başka bir dil ile konuşan Türk yurttaşlarına yargıçlar önünde kendi dillerini sözlü olarak kullanabilmeleri için gerekli kolaylıklar gösterilecektir. " diyor. Lozan madde 39.
Hiç uygulanmamış bir maddesi. Ta 2010'lara kadar mahkemelerde bile Kürtçe kullanma hakkı yoktu. Başka diyor ki resmi dil olmak üzere başka dillerde konuşan Türk vatandaşlarına yani Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına kendi dillerinde din, basın ya da her türlü yayın konusunda gerek toplantılarda serbestçe kullanmasının hiçbir sınırı konulamayacaktır diyorum.
1980'lere kadar kaset bile çıkarılıyordu. Yasaktı. 1979'da eee Kürtçe şarkı söyledi diye TRT'de radyodan sanatçı kovuldu.
Nizamettin Arıç şimdi Abdullah Calan'a bağırıyor. Hainsin. PKK'yı teslim ettin diye.
Hani bir de öyle bir tarafı var. Yani Türkiye'de hiç takip edilmiyor ama PKK'yı en çok Kürt milliyetçileri eleştiriyor. Bir de Türk milliyetçileri ya Türk milliyetçileri demeyelim yani haksızlık olur.
Hani Türk milliyetçi dediğimizde artık aklımıza MHP gelsin. Türk ulusalcıları diyelim. Kürt milliyetçileri eleştiriyor PKK'yı.
Teslim ettin. Ne elde ettin? Silah bırakıyorsun.
İşte Türkiye devletine tabi oldunuz. İşte teslim oldunuz deniyor. Mesela Lozan'ın da böyle maddeleri de var tabii.
Yani PKK kendini fes ediyor fakat davasını fesetmiyor. Yani PKK Kürt sorunu yoktur. Biz de kandırılmış eşkıyalarız.
Dağa çıkarıldık. Bizi daha birileri kandırdı, dahağa çıkardı. Yaşasın TC.
Pişmanız. Çok pişmanız. Devletin şefkatli kollarına kendimizi bıraktık falan demesi bekleniyordu herhalde.
Ya da ne bileyim PKK'lıların çantasına böyle nutuk falan çıkması bekleniyordu. PKK sonuçta bu silah bıraktılar sadece. Den Parti nasıl Kürt meselesi konusunda konuşuyorsa ki Lozan'la ilgili de bir sürü fikirleri var.
Hüdapar'ın da öyle var. Hatta biraz deseniz AK Partili Kürt siyasetçilerin, CHP'li Kürt siyasetçilerinin de böyle talepleri var zaten. Bunlar konuşulur.
Sen de karşısında cevabını verirsin. Siyaset bu demek işte. Yani o der ki asimilasyon oldu, inkar oldu, soykırım oldu, Lozan şöyle oldu der.
Sen dersin hayır olmadı. Sen de böyle yaptın dersin. Önemli olan silahların bu tartışmada silahın yerinin olmaması.
Bunla bu oldu. Yani bu anlaşmanın şeyi bu. Vardığımız nokta, çözüm süreci dediğimiz şey bu.
Tabii ki Türkiye Cumhuriyeti'nin sınırları içerisinde olmak. Türkiye Cumhuriyeti'nin sınırları ve bütünlüğünün asla tartışma konusu olmaması, cumhuriyet ve demokrasinin asla tartışma konusu olmaması. Ama onun dışında isteyenin taleplerini siyasi yollarla, sivil yollarla ifade etmesi, bunun için mücadele edebilmesi budur.
Çözüm süreci dediğimiz şey budur. Yoksa insanların fikirlerini vazgeçmesi, kendilerini inkar etmesi, bir anda itirafçı olması falan demek değil. Yani bu yanlış bir anlama herhalde bazılarında yanlış bir anlama oluyor.
Bir de tabii şöyle bir şey var, refleks var. Onu da anlamak çok güç. Bize ne bundan yani bizi etkilemiyor ki?
Yani PKK silah bırakmış zaten. PKK'm vardı. Şimdi tam metni okuyacağım aslında çok beni şaşırtan bir tepki.
Bayağı da eee paylaşılmış. Kimin olduğunu söylemeyeceğim. Yani çok aslında yaygın bir bakış açısı.
diyor ki Türkiye'nin Öcalan, PKK, Erdoğan, Bahçeliler arasında süren pazarlıklar ne Kürt kökenli vatandaşı eşit vatandaşı vadediyor ne de diğerlerine terör bitti diye özgürlük, demokrasi ve refah gelmiyordu. Yani buna benzer şeyler Öcalan, PKK, Erdoğan, Bahçeliler arasındaki pazarlıklar bunlar. Bize ne bağlar ki?
Biz demokrasi istiyoruz gibi bir şey. Bunda iki şey var. Bir müthiş bir empati yoksunluğu var.
Bu pazarlık dediğiniz ve saydığınız işte aktörler arasında varılan şey milyonlarca insan hayatını etkiliyor, etkilemiş, geleceğini etkileyen bir meseleden bahsediyoruz. Bundan siz etkilenmemiş olabilirsiniz. Hayatınızda bunun bir karşılığı olmayabilir ama milyonlarca insanın hayatını doğrudan etkilemiş bir meseleden, onların hayatını felc etmiş bir meseleden bahsediyoruz.
Aslında bütün Türkiye'nin hayatına etkisi olmuş ama hani siz etkilenmemiş olabilirsiniz. Yani böyle bir şey hissetmiyorsanız yani bu oldu ama ne önemi var ki bunun? Bunun arasındaki pazarlıklar ve kimin arasındaki pazarlık olacaktı?
Kim çatışıyorsa onlar arasındaki pazarlık olur. Onlar arasındaki görüşme olur. Yani kimle kim görüşmesini bekliyordunuz?
Yani Mandela mı bulalım size? Yani ille işte ne bileyim Tony Blair mi bulalım? Yani Türkiye'deki sorunları çözmek için yani böyle süper bir demokratik ortam mı bulalım?
Mesela 1990 93'te bu mesele çözülebilirdi. Özal işte Demirel Öcalan çok mu Türkiye çok mu aşırı demokratik bir yer? Daha az önce köylülerin yakıldığı işte bir sürü katliamların olduğu, PKK'nın bir sürü köy bastığı, katliamlar yaptığı bir ülkeydi Türkiye o zamanlar.
Olağanüstü halinin olduğu falan bir ülkeydi. Yani çok mu demokratikti o standartlar? O zaman olsaydı Milli Güvenlik Kurulu diye bir şey vardı mesela.
Bütün kararlar askerler veriyordu. Ya da 1998'deki görüşmeler Abdullah Hocal'ın yakalanmasından sonraki işte PKK'nın 1999'da işte e silah geri çekilmesi Türkiye'den işte Abdullah Hocal'ı PKK'yı lağ etmesi diyelim oralarda da çözülebilirdi. Yani bir fırsat olsaydı ama Tayyip Erdoğan içerideydi.
Refah Partisi iktidarı Refah Partisi kapatılmıştı ve Başbakan Erbakan'ın koalisyonu da az önce yıkılmıştı. Çok mu iyiydi şartlar? Yani o zaman mesela çözüm olsaydı şey mi olacaktı?
Yani o zaman okey miydi? Yani o zamanki şartlar e Türkiye'nin her zaman şartları çok iyi değil. Şimdi de şimdi kötü.
Evet. Tabii ki. E fakat eee bu örgüt bu şartları problem etmiyor demek ki.
Ya da bu çatışmanın bitmesi için sizin hayallerinizdeki hukuk ve demokrasi şartlarına demek ki o kadar ihtiyaç yok. Ya da bu çatışmanın başka bir dinamiği var. Uluslararası bir dinamiği var.
Türkiye içindeki dinamiği var. İki taraf bu konuda anlaştıktan sonra nasıl yaparsın bunu noktasında hani biz ne diyebiliriz ki? Yani bizim diyebileceğimiz şey evet bu silahın ortadan kalkması iyi olmuştur.
Olur. Bunun tabii ki bir demokrasiye ve hukuka evrilmesi için uğraşmak gerekir. Zaten zorunlu olarak böyle bir demokratik ve hukuki çerçeve pencere açılacaktır.
Zaten olacaklarla, Türkiye'nin rahatlamasıyla bu korkunun, bölünme korkusunun, terör tehdidinin, yaftasının ortadan kalkmasıyla zaten hem Türkiye'nin siyaseti hem hukuku açısından bir rahatlama olacaktır. Sonuçları itibariyle acil bazı sorunlar işte kayyumlar gibi hapisteki insanların durumu gibi işte infaz indirimleriyle yaşanacak işte hapislerden insanların çıkması gibi yurt dışındaki insanların gibi Türkiye'nin havasını değiştirecek bir ister istemez iktidar istesi istemesin bir demokratik standartlar yükseltecek bir şey yaşayacağız zaten. Bu sürecin zaten bir devamı bu.
Bunun ne kadar büyük olacağı, ne kadar geniş olacağı, bu sürece verilecek destekle, muhalefetin içine girmesiyle, bunu yönlendirmesiyle, teşvik etmesiyle de çok doğrudan ilişkili olacak. Taleplerle ilişkili olacak. Ama bize ne bundan öyle dört kişi anlaşmış.
Buradan Türkiye ne olur ki demek gerçekten hani hem bu meseleyi görmemek hani bu meselenin Türkiye siyaseti nasıl etkilediğini görmemek hem de büyük bir empati yoksundu. O yüzden bu mesajı yazanlar ve paylaşanlar b hayal kırıklığına neden oldu. Tabii bir de KCK meselemiz var.
O da ayrı bir mesele. O da yani aslında uzun uzun konuşmak gerekir ama hani iddia edenler şunu söylüyorlar. 1978'de kurulmuş PKK'nın 2005 yılında kurulmuş KCK'nın bir alt birimi olduğunu söylüyorlar.
Bu niye böyle? Çünkü devlet Suriye'deki YPG'nin PKK eeeının bir parçası olduğunu göstermek için bu KCK modeliyle şemalar yaptı. işte KCKP'de işte Türkiye'de PKK işte Suriye'de YPG yani YPG'nin PKK'lı olduğunu anlatmak için böyle birtım bu KCK şemaları kullanıldı Türkiye'de.
Şimdi KCK Kürdistan Topluluklar Birliği dediğimiz şey Abdullah Öcalan'ın bir tür konfederal ulus devlet ötesi tezlerine cevap olarak 2005 yılında üretilmiş bir sistem aslında. İşte bir şeyi var. kendince bir anayasası var ve anayasasının sözleşmesinin diyelim, anayasa demeyelim, o sözleşmenin hatta bir de kongre geldiği bir meclisi de var.
Bunun bir maddesi sadece PKK'ya ayrılmış durumda ve PKK'nın bütün bu sistemin ana örgütü olduğu, ana ideolojik aygıtı olduğu, bütün herkesin aslında PKK'lı olduğu o maddede açıkça yazıyor. Wikipedya'ya girip hani bu KCK şemalarını oralardan buluyorlar. Çünkü PKK'da karışık bir örgüt.
Yani sürekli örgütler işte KADEK diye bir örgüt kuruyorlar. PKK'yı ilave ediyorlar. Sonra diyorlar ki bir de kongre gel kurulsun.
Sonra 2005'te tekrar PKK kuruluyor. O sırada bir de KCK diye bir şey kuralım. Abdullah Öcalan yeni tezler geliştirdi.
Oluyor. Çok basit bir şeyi var. Bunun sağlaması var.
PKK 12. Kongresi 1. Kongresi ve 12.
Kongresi KCK Kongresi diye bir şey yok. KCK'nın üyeleri ve yöneticileri PKK Kongresi'nin delegeleri hatta bazıları eee kongre divanlığında bulundular. Başka HPG'den de HPG PKK'nın silahlı yapısı.
O da aynı şekilde bu kongreyi de temsil edildi. Hatta bu PKK haber sitelerinde de işte kongreye işte HPG temsilcileri, KCK yöneticileri de katılmıştır diye haberler de var. Oralara bakarak öyle bir işte KCK diye bir şeyi var.
Eee, PKK bitecek ama KCK olarak devam edecek tezlerinin herhangi bir geçerliliği olmadığını görebilirsiniz. zaten önümüzdeki aylar bunu bize gösterecektir. Zaten şuna inanmak zaten başlı başına bir düşünce sorunu.
Yani devlet kandırılıyor. Yani ben hani böyle Wikipedya'da gördüm aslında PKK kongre falan topladı ama KCK diye yola devam edecek. Bizim devleti kandırdı.
MIT, MIT'i kandırdı. İşte görüşmeler yapıldı PKK'yla bak bir kelime oyunuyla yola devam edecekler. Herkesi kandırıyor bunlar.
Kendilerini de kandırıyor. Pes ediyorlar PKK'yı ama KCK olarak kenardan devam edecekler. Yani bunu ben bunu keşfettim.
Bunu buldum. Oyun bütün oyunu bozdum. Yani bu kadar da kolay bozuluyor bu oyun.
Yani hani KCK diye yola devam edecekler. Böyle gizli bir plan yapmışlar ama bir tane adam tahtaya çıkıyor. Bir YouTube stüdyosunda hemen planı bozuyor.
Yani hani bu kadar da kolay deşifrediliyor. Bir kere bunlara inanınca zaten her şeye inanırsın. Yani böyle bir devlet var kandırılıyor.
MIT var kolayca işte şey yapılıyor, oyuna getiriliyor. Zaten bunlar da Bob planının parçası. Bunlar Türkiye'yi bölmeye çalışıyorlar.
Öyle bir iktidar var ki Türkiye bölmeye zaten bunlar çalışıyor gibi. Buna inanıyorsan her şeye inanırsın. Yani hani Türkiye'de inanmayacağın hiçbir şey yok.
Ama bu kafalardan artık yavaş yavaş uzaklaşmak lazım. Türkiye bu anlayıştan çok çekti. Bu altında hiçbir anlamlı rasyonel eee temeli olmayan bu iddialarla birbirine düşmanlaştırmaktan işte şeytanlaştırmaktan çok çekti.
O yüzden elimizdeki verilere bakalım. Elimizde önemli bir kazanım var. eee, bir artık hayatımızdan bu örgüt, silah eee çıkıyor ve bunu Türkiye'nin demokratikleşmesi için bir sıçrama tahtasına çevirmek mümkün.
Ama bunun için de uğraşmak gerekiyor. Tabii hani her şey böyle bize verilmiyor yani bu demokratik standartlar. Bunun için mücadele etmek gerekiyor.
Ama günün sonunda 50 yıl sonra eee artık Türkiye'de eee bir PKK diye bir örgüt, silahlı örgüt yok. Ve bunun biraz arkamıza yaslanalım, keyfini çıkaralım ve bundan sonra nasıl birlikte yaşayabiliriz, nasıl daha demokratik bir ülkede birlikte yaşayabiliriz? Bunun yollarını arayalım.
Şimdilik söyleyeceklerim bu kadar. Herkese iyi günler.